KORAY ERDİVANLI

Atilla Atasoy ile Röportaj: ‘Müzik beklemez ve durmaz!’

Atilla Atasoy, Türk pop müziğinin temel taşlarını döşeyen sanatçılardan biri… Müziğe başladığı ilk yıllardan bugüne dek sanat yaşamı…

Attila Atasoy, kaliteden ödün vermeyen sound’u ile Türk Pop Müziği’ne unutulmaz yapıtlar armağan eden müzisyenlerden biridir. Uluslararası festivallerde aldığı ödüller, besteleri, şarkı sözleri, listebaşı şarkıları, duygusal yorumu ile yıllar boyu müzikseverlerin kalbinde taht kuran ünlü sanatçı, son altı ay içerisinde çıkardığı ‘Hoşçakal’ ve ‘Seferi’ parçalarıyla bir kere daha adını en çok dinlenenler arasına yazdırdı. Her dönem pop müziğin zirvesinde yer almayı başaran Attila Atasoy ile hoş bir söyleşi gerçekleştirdik; müziğe başladığı ilk yılları, ürettiği yapıtları, duygularını, başarılarını ve müzik dünyasındaki gelişmeleri konuştuk.

***

Pandemi dönemini oldukça verimli geçirdiğinizi görmekteyiz. 2020 yılının Kasım ayında ‘Hoşçakal’ adıyla bir şarkı yayınlamıştınız. 2021 yılının Mart ayında ise ‘Seferi’ adlı yeni bir parça daha yayınladınız. Bu şarkılarınızda müzikseverlere nasıl bir mesaj vermek istediniz? ‘Hoşçakal’ ve ‘Seferi’ şarkılarının hazırlık çalışmalarıyla ilgili bilgi verebilir misiniz? Salgın hastalık koşulları altında kayıtlar nasıl geçti?

Attila Atasoy: Hoşçakal bir aşk ve veda şarkısı, Müjdat Gezen’in harika şiirini İlkim Karaca harika bestelemiş, bana teklif ettiler. Zaten ilk dinleyişte aşık oldum şarkıya. O duyguyla seslendirme kaldı bana. Her defasında gözlerim doluyor. Seyrederken yitirdiğimiz dostlarımız ve yakınlarımızı düşünerek hep beraber ağlıyoruz. Pandemi şarkısı olup çıktı. Kayıtları Kadıköy’de Sonay Yağız aranjörlüğündeki bir stüdyoda yapıldı. İlkim maskesiyle beni aldı götürdü, sadece şarkıyı söylerken maskeyi çıkardığımı hatırlıyorum (Gülüyor). Selim’in stüdyosu Akatlar’daki Stüdyo Maestro’da da aynısı oldu (Gülüyor).

Benim hayat felsefemi de betimleyen Seferi ile neşelendik biraz. Seferi, yolda olma ve bu nedenle de bazı mecburiyetlerden muaf olma hali. O yollarda, farklı coğrafya ve kültürlerde kendi hakkından gelmiş birinin o dinginlikle sevgiliye kollarını açması ve el ele, sırt sırta çok şeyi başarabileceklerini müjdelemesini anlatıyor. Sözlerinde katkım var ama beste Selim Çaldıran ve Nalan Yıldız’ın ortak çalışması. Aranjör de Selim Çaldıran. İlk pasajları geçen yıl yaz sonu Assos Çanakkale arasında direksiyon sallarken çıktı (Gülüyor).

Neden müzisyen olmak istediniz? Türk Hafif Batı Müziği’ni tercih etme nedeninizi öğrenebilir miyiz?

Attila Atasoy: Ben 7 yaşında Türk Sanat Müziği söyleyen biriydim. Çocukken, bütün okullarda her türlü müzik ve tiyatro etkinliğinin başrolündeydim. Yani, 5 yaşında başladığım bir serüven bu. Doğuştan geliyor… Daha sonra gençlik ve bestecilikle birlikte, yeni çağın getirisi pop akımında kişilikli sentezler üretebilmek için yola çıktım. Tek yayın kuruluşu olan TRT’nin koşulları çok ağırdı. Denetimler filan… Özgür olmak istedim, o yüzden pop müziğini seçtim.

1975 yılında Eurovision Şarkı Yarışması elemelerinde seslendirdiğiniz ‘Dilenci’ ile ikinci olmuştunuz. O gün ‘Dilenci’ parçasını seslendirirken neler hissetmiştiniz?

Attila Atasoy: Heyecan… Heyecan… Muhteşem Timur Selçuk Büyük Orkestrası eşliğinde heyecan… heyecan…

Yurtdışında yapılan birçok müzik festivalinde ödüller kazandınız. Müzikseverler ve müzik dünyası bu başarılarınızı nasıl karşıladı? Ödüller size neler kattı?

Attila Atasoy: Ödüller her zaman teşvik edici ve özgüven kazandırıcı şeylerdir. Hele benim gibi kendine güvensiz, ‘aman oğlum’lar ile yetişmiş bir çocuk için hem aileme hem de müzik piyasasına kendimi kanıtlama merhalelerimdir. Tabii kıskananlar, küçümseyenler olmuştur. Her zaman olur.

‘Farzet ki Ben Seni Hiç Tanımadım’ albümünüz yayınlandığında oniki yaşındaydım. Benim kuşağım Attila Atasoy’u bu albüm ile tanıdı. Ama, bizden büyükler 1981 yılında çıkardığınız ‘Avare’ albümünüzü çok överlerdi. Bu albüm ile ilgili bilgi alabilir miyiz? Şarkıları nasıl seçtiniz, ne gibi çalışmalar yaptınız? Sizce albüm neden bu kadar sevildi?

Attila Atasoy: ‘Farzet ki Ben Seni Hiç Tanımadım’ yaptığım en iyi albümlerden biri. O zaman piyasa arabeskten kırılırken ben böyle kaliteli bir pop albümle para kazanamamıştım ama sizin kuşağı kazanmışım daha ne olsun (Gülüyor).

‘Avare’ bana hazır geldi. Şöyle ki, yapımcısı Halis Türkyılmaz ve Murat Uğur kendi bestelerinden oluşan albümü benim okumamı istediler. Ben yalnızca bir iki şarkı sözüne müdahale ettim. En önemlisi, bir bestenin sözlerini değiştirmek için Aysel Gürel’e gittim ve ‘Zaman Meyhanesi’ çıktı. Albümün bütün kapak tasarımlarını da ben düşündüm. Şimdilerin ünlü yönetmeni Nisan Akman ile sabahın köründe Galata ve çevresinde çekimler yaptık. Şarkılar, halka yakın melodiler ve samimi duygular içerdiğinden ve tarafımca iyi yorumlandığı için tutuldu sanırım (Gülüyor).

Şarkıcılığınızın yanında 1989 yılında çıkardığınız ‘Anılar’ gibi çok başarılı beste ve söz çalışmalarınız da var. Size neler ilham verir?

Attila Atasoy: Ben zaten Dilenci, Haberler, Sitem, Birgün Beni Ararsan, Duygusuz, Fırtına, Gizli Çiçek, Anılar, Farzet ki, Ayrılık Sevdaya Dahil gibi birçok bestemle sevildim. Şarkıcılığımın yanısıra besteciliğim ve söz yazarlığımla da ödüller aldım. Bana olmadık herşey ilham verebilir. Bir kuralı yok bu işin. Duygu yüklü anların ürünleridir onlar.

Müzik endüstrisinin bugünkü durumuyla gençliğinizdeki durumu karşılaştırsanız; sizce bugün neler farklı, neler eskisiyle aynı?

Attila Atasoy: Geçmişte bir plâk yapabilmek için Unkapanı’nı arşınlayan, Ankara’dan İstanbul’a gelmiş bir Eczacılık öğrencisi olarak parklarda sabahladığım oldu. Bir iki kaliteli yapımcı dışında çoğu plâk yapımcısı kebapçıydı. Yayın için bir tek TRT vardı. Onun da ağır denetim koşulları filan… Yani, demem o ki hem kayıt koşulları, hem yayın koşulları, hem de modern yapımcı ve dijital platformlar sayesinde şu anda her şey çok daha kolay. Bir o kadar da kalabalık tabii. Biz TRT’de çıkabilmek için üç ayrı denetime girerdik. Bu nedenle seçkin sesler ve besteler çıkabilirdi ortaya. Şimdi ipini koparan ortada.

Türkiye’deki müzik endüstrisinin şu anki durumunu müzikal açıdan nasıl buluyorsunuz? Parçaların melodik olmadığı, sözlerin eskisi kadar şiirsel olmadığı gibi eleştirileri sıkça duymaktayız. Notaların tükenmek üzere olduğunu iddia edenler bile var. Yeni şarkı üretmek artık mümkün değil mi? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Attila Atasoy: Müzik ve duygu hiçbir zaman bitmez. Güncel teknoloji ve anlayış akımının etkisiyle form, söylem veya şekil değiştirebilir ama duygudan vazgeçilemez. Eğlence de gerekir, dans da… Ama dinlence de gerekir, duygu da, sanat da… Günümüzde, isteyene herşey var ve elinin altında… Nasıl tango, folk, rock, hard rock, heavy metal varken bizim ‘pop’ da vardı. Rap varken de R&B varken de olacak.

Türk Pop Müziğinin geleceğini nasıl buluyorsunuz?

Attila Atasoy: Her türlü akımın yanında o da farklı soluklarla kendine yer bulacak. Biz nasıl halen Frank Sinatra, Bing Crosby, Andy Williams, Nat King Cole gibi sanatçılardan vazgeçemiyorsak, Pop da öyle olacak.

Türkiye’de müzik dünyasının ne gibi reformlara ihtiyacı var?

Attila Atasoy: Öncelikle müzik birliklerinin tek çatı altında toplanması gerekir. Ben, MESAM ve MÜYORBİR’in kurucu üyelerindenim. Bizler cebimizden paralar harcayarak bu birlikleri kurduk. MSG ve MESAM’ın birleşmesi gerekir. MÜYORBİR ve POPSAV’ın daha etkin düzeye ulaşabilmesi gerekir. ‘Huzur hakkı’ amaçlamadan çalışacak arkadaşlara ihtiyaç var. İnşallah zamanla olur.

İndigo Dergisi’ne konuk olduğunuz için teşekkür ederiz. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Attila Atasoy: Müzik beklemez ve durmaz. Sevgiler…

https://indigodergisi.com/2021/05/attila-atasoy-roportaji/

Yayın Ortamı: İndigo Dergisi

Yayın Tarihi: 29.05.2021

Paylaş:
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on telegram
Share on whatsapp
Share on email
Kötü Kedi Şerafettin’in yaratıcısı,