KORAY ERDİVANLI

Bülent Üstün ile röportaj

Kötü Kedi Şerafettin’in yaratıcısı, ünlü karikatürist ve çizgi romancı Bülent Üstün ile sanat yaşamı ve kişisel hayatı üzerine ayrıntılı bir röportaj yaptık.

Karikatür ve çizgi roman oldukça sevilen ve hayran kitlesi çok geniş bir sanat dalıdır. 19. yüzyılın ikinci yarısında kültürümüze girdikten sonra ülkemizde yetişen çizerlerin, gazete ve dergilerde yayınlanan yapıtları ile, toplumsal yaşamımızda oldukça etkili izler bıraktığını görmekteyiz. Türk mizahının dünya genelinde hatırı sayılır bir saygınlığa sahip olmasında karikatür ve çizgi roman sanatçılarımızın kaydadeğer bir paya sahip oldukları kesin.

Bülent Üstün, karikatür ve çizgi roman dalında kendi kuşağının en parlak yapıtlarını veren sanatçılardan biri olarak tanınmakta. Özellikle ‘Kötü Kedi Şerafettin’ karakteriyle çizgi roman severlerin gönlünde taht kuran ünlü sanatçı ile hafta sonu biraraya geldik ve sizler için çok keyifli bir röportaj yaptık. Kişisel yaşamı ve sanatıyla ilgili ayrıntılı bilgiler sunan son derece özel bir sohbet oldu. Zevkle okuyacağınıza eminim.

*****

Çizmeye kaç yaşında başladınız?

Bülent Üstün: Çizmeye çok erken yaşlarda başladım. Üç dört yaşlarındayken bir kurşun kalem bulmuştum. Yatağın altında tozlanmış kalemler olur ya… İşte, öyle bir kalemdi bulduğum. Onun duvarda, yerde, kağıt üzerinde bıraktığı izlere aşık olmuştum gerçekten.

Başka hangi sanat dallarına yeteneğiniz vardı?

Bülent Üstün: Müzisyen olmak istiyordum. Müzik kulağım vardı. Ancak çocukken bir müzik aletine sahip olamadım. Çizerek para kazandıktan sonra kendi paramla bir gitar aldım. Bu da ondokuz-yirmi yaşıma denk geliyor. Biraz geç kaldım yani. Bir işi gerçekten yapabilmek için henüz üç yaşındayken o yapacağınız sanatın enstrümanı elinizde olmalı. Ama kalemi her yerde bulabilirsiniz. Yani, isteyen herkes çizebilir. Kalem bir doğum gününüzde armağan edilmesi gereken bir şey değil.

Çizer olmaya nasıl karar verdiniz? Aileniz kararınızı nasıl karşıladı?

Bülent Üstün: Çizer olmaya karar vermek diye bir şey yok aslında. Çünkü bu çok komplike bir sanat dalıdır. Hani çocuk yaşta atletizme başlarsınız ya… Eğilimleriniz falan vardır… Çizmeye de böyle başlıyorsunuz işte. Çizerlik bir karar sonrasında başlanacak meslek değildir zaten. Bir anda kendinizi içinde bulursunuz. O yüzden ailem böyle bir şeye karar verdiğimi fark etmedi. Ondört yaşımda mizah dergilerinden Hıbır’da profesyonel olarak çalışmaya başlamıştım. O zamana kadar tabii, niye uğraşıyorsun bu işle, falan dedikleri oluyordu. Ancak, Hıbır Dergisi’nde profesyonel olup para kazanmaya ve o paranın bir kısmını da onlara vermeye başlayınca yakamı bıraktılar. Bunun bir meslek olduğunu kabul ettiler.

Mesleğinize yeni başladığınız dönemde ne gibi yapıtlar çiziyordunuz?

Ben bu işe çizgi romancı olarak değil, karikatürist olarak başladım. Yıllarca karikatür çizdim. Karikatür kitabım da var. Karikatürden çizgi romana geçtim. Karikatürlerimi çizerken çok uzun zaman harcıyordum. Çizdiğim karikatürün belli bir duruma gelişini ve o durumdan sonrasını hayal ederdim. Böylece, karikatürlerdeki durumlar aksiyon ve olaylarla birleşmeye başladı. Bu nedenle karikatürden çizgi romana geçtim.

Birçok mizah dergisinde çalıştınız. Farklı kurumlarda çalışmak size neler kattı?

Bülent Üstün: Mizah dergilerindeki usta-çırak ilişkisi çok önemlidir. Gençken pek çok ustaya hayranlık duyuyordum. Farklı mizah dergilerinde çalışmam sayesinde birçok ustanın yanında çalışma olanağı buldum. Kurumsal olmaktan çok bir usta çırak ilişkisidir bu. Bir tekke gibi aslında. Bir işe aşırı tutku duyan insanların birbirlerine bu işi öğrettikleri bir çalıştay mı desem… Ustalık, çıraklık, saygı, inanç, istek, irade, iman… Yani, birçok karışık duygunun olduğu bir ortamdır mizah dergisi.

Çalışmaktan en çok hoşlandığınız mizah dergisi hangisi?

Bülent Üstün: L-Manyak Dergisi. Kendimizi yansıtabileceğimiz, üslubumuzu koyabileceğimiz, bolca çizim yapabileceğimiz, sahnemizin daha geniş olduğu L-Manyak dergisinde çalışmaktan çok hoşlanmıştım. Bir çete gibiydi. O dergide çok eğlendik. Çok iyi satmıştı. Mizah dergiciliğinde devrim de yarattı. O yüzden L-Manyak’ı çok özlüyorum.

Çizgi romanın amacı nedir? Çizgi roman ve karikatürler çocuklara ve yetişkinlere neler öğretir?

Bülent Üstün: Çizgi romanın bir amacı yok aslında. Çizmeyi seven adamın çizmesi, insanların da çizileni okumasıdır. Çizgi roman okumayı çok seven insanlar zamanla bu sanatı icra etmeyi arzu ederler. Benim kişisel amacım çocukken çizgi roman okuduğumda yaşadığım zevki başkalarına yaşatabilmekti. Çizgi roman çocuklara ve yetişkinlere neler öğretir dersek… ‘Okumayı yazmayı okula başlamadan önce abimin eve getirdiği Gırgır dergisinden öğrendim’, diyenleri duymuştum. Çocuk, o görüntüdeki adamların ne konuştuğunu o kadar merak ediyor ki sonunda okumayı çözüyor. Benim yaptığım çizgi roman yetişkinlere hitap eder, 18+ sınıfındadır. Animasyon filmim de 15+ sınıfında oynadı. Yapıtlarımı çocuklar için çizmiyorum aslında. İnsanlar öğrenme gözüyle bakacaksa, Kötü Kedi Şerafettin’den çok şey öğrenebilirler. Şöyle anlatayım, iyinin ne olduğunu kötüye bakarak anlarsın diye birşey vardır. Kötü Kedi Şerafettin’i okuyana kötünün ne olduğu gösterilirken iyiliği kendisinin bulması bekleniyor. Bu açıdan yapıtlarımın bir öğretici yanı olduğuna da inanıyorum.

Çizgi roman ve karikatür çiziminin sanat olup olmadığı zaman zaman tartışılıyor. Sizin bu konudaki görüşünüzü alabilir miyim? Çizgi romanı sanat dalı yapan yönleri nelerdir?

Bülent Üstün: Çizgi roman ve karikatürün sanat olup olmadığı tartışması eskiden vardı ama 2000 yılında dokuzuncu sanat olarak kabul edildi ve o tartışma bitti. Çizgi romanı sanat yapan noktaları sayalım. Çizgi roman kolektif bir sanat dalıdır. Görsellik, çizmek, kompozisyon, kamera açıları, kamera kullanımı, diyalog, karakter yaratma, tiyatro, kurgu, akış, grafik, drama ve komedi var. Yani içinde olmayan birşey yok. Çizgi roman bütün sanatların bir arada toplanmış hali olduğu için bence sinemadan bile zor. Ben, animasyon ve sinemayla da uğraştım. Sinemadan bile daha kolektif bir şey çizgi roman. Örneğin, bir seslendirmeci bile yok. Çizgi romandaki balonların tiyatrocusu bile sizsiniz yani. Bütün sanatlarda kalifiye olup bu sanatları bir araya getirme işidir. O yüzden çizgi romanın sanatların en zoru ve en babası olduğunu düşünüyorum.

Çizgi roman nasıl bir ortamda hazırlanır?

Bülent Üstün: Önce perdeleri çekiyoruz. Laptop’u ve genelde akıllı telefonu kapatıyoruz. Müthiş bir konsantrasyon gerektiriyor. Aslında, kendi kozasında yaşayan insanların yapabildiği bir şeydir. Hem muhabbet edeyim, hem sağa sola selam vereyim, biraz da sosyal medyada dolanayım gibi düşünürseniz yapamazsınız. Olağan bir durum değil yani. Sosyallikten çekilmek zorundasınız. Antisosyal bir iştir. Çizgi romancının konsantrasyonu roman yazarından daha ağırdır. Çünkü onun tümcelerle ifade ettiği şeyi biz görselleyerek ve kareleyerek yapıyoruz. Bu yüzden çizerler tahammülsüz ve hırçın olurlar. Konsantrasyonlarını dağıtacak hiçbir şey olmamalı çevrelerinde.

Bir çizgi roman karakteri nasıl yaratılır? Esin kaynaklarınız nelerdir? Yaratma sürecinin başlıca adımları nelerdir?

Bülent Üstün: Bir çizgi roman karakterini öncelikle çizmek gerekir. Yani, bir roman karakteri olsa betimlerdik. Raskolnikov için yanakları içe çökmüş, saçları dağınık, üzerinde kalın bir pardösü olan adam desek bir romancı olarak yeterli olurdu. Ama çizgi roman karakteri olsaydı Raskolnikov’un dağınık saçlarını çizerek başlardım işe. Başka bir deyişle, öncelikle onun görüntüsünü çizmemiz gerekiyor. Esin kaynaklarınızı da mümkün olduğu kadar gündelik yaşamın içinden alırsanız. Genelde tanıdığım insanları çizgi roman karakterlerimin içinde yoğuruyorum. Karakterinizi görselledikten sonra onun davranışlarını bulmalısınız. Bu kısım gözlemlere dayalıdır. Yani yaratmaktan çok, gözlemlediğiniz şeyleri davranış özellikleri haline getirmek gibi. Bu yüzden çizgi roman karakteri bana göre dört boyutlu birşeydir. Örneğin, Kötü Kedi… Öncelikle görsel olarak akılda kalıcı bir şeydir. Yani kaşları kalın, sakalı, façası, sinirli bakışı… Ona bakınca görüntüsünden karakterini anlıyoruz. Sonra davranışsal özelliklerini farkediyoruz. Yani öfkeli ama yer yer delikanlı. Birçok çizgi roman karakterinin tersine otomatik davranışları olan bir karakter değildir. Ben otomatik bir karakter olmasını istemedim. O yüzden çizgi roman karakterini dört boyutlu düşünmemiz gerekiyor.

Yarattıklarınız içerisinde en çok sevdiğiniz karakter hangisidir?

Bülent Üstün: Kötü Kedi’deki karakterler birbirini dengeliyor. Hepsini seviyorum ama en çok Rıfkı’yı seviyorum. Onun aptal ve neşeli halleri çok hoşuma gidiyor. Onu kendime yakın buluyorum.

Kötü Kedi Şerafettin nasıl aklınıza geldi? Bu karakteri oluşturmak ne kadar zaman aldı?

Bülent Üstün: Aklıma gelmiyor aslında. Hani, böyle bir sabah ‘Aaa bir tip buldum’ diyerek uyanmıyorsunuz. Yıllarca karikatürler çizdim. Kötü Kedi eskiden çizdiğim karikatürlerimde görünüyordu aslında. Yani bir duvarın arkasında ya da bir espride rol almış gibiydi. Aslında pek çok mizahi karakter önce karikatürlerde görünüp daha sonra çizgi romana geçiyor. O yüzden Şerafettin de yavaş yavaş oluşmuş bir şey. Çizdiğim karikatürlerde yoğurulmuş sonra da ufak ufak canlanmaya başlamış bir karakter. Genel olarak bakarsak, ‘Dur bir çizgi roman karakteri oluşturayım’ diyerek sandalyeye oturulmuyor. Bu işi yapa dururken… Yani karikatür çizip dururken, çalışıp dururken, düşünüp dururken mayalanan ve yavaş yavaş oluşan bir şey. İlk defa bir karikatürde görünmesiyle bir çizgi roman karakteri olması arasında beş altı yıl var gibi. Askerde nöbet tutarken canım sıkıldıkça not aldığım bir defterim vardı. Geçenlerde onu karıştırırken bir sayfasında gördüm. 1994 tarihli. Kötü kedi, kötü karakterli bir kedi diye not almışım. Tipi de aynı çizdiğim gibi. Yani demek ki insanın zihninde pişen şeyler bunlar. Hayal dünyasında pişen ve sonunda kendini ortaya çıkaran bir şey belki. Bir heykeli bir kayanın içinden yavaş yavaş çıkarmışım gibi.

Çizgi roman senaryoları da yazıyorsunuz. Sizce hangisi keyifli? Çizmek mi yazmak mı?

Bülent Üstün: Yazmak daha keyifli çünkü hayal etmek güzel. Her yöne çekilebiliyor. Sonsuz, uyanıkken rüya görmek gibi. Aslında ben gündüz rüyası diye düşünüyorum. Senaryo veya öykü düşünürken kafamın rüyadaki gibi çalışmasını sağlamak için özellikle uykusuz kalıyorum. Rüyada olduğunu fark edip rüyayı yönetebilmek gibi. Yazmak da buna benziyor. Bir gündüz rüyasına oturmak ve o rüyayı yönetebilmek, o rüyayı her boyutuyla düşünebilmek, karakterleri konuşturmak, bir yerden bir yere götürmek, zaman akışını kontrol etmek, kurguyu kontrol etmek, sürükleyiciliği, akıcılığı ve daha bir sürü şeyi yapmak. O yüzden yazmayı seviyorum. Çizmek işin teknik kısmıdır. Rüya görülmüş ve şimdi sıra çizmeye gelmiş. O yüzden çizmekle yazmak çok ayrı şeylerdir. Çizmek bir göz işidir. Bu noktadan itibaren kareleme yapıyorsun, işi görmeye teslim ediyorsun. Yazmak ise beyinde görmek olduğu için yazmayı daha çok seviyorum. Çizmek de çok keyifli. Hangisinin daha kefiyli olduğunu bilemiyorum. Yine yazmakta karar verelim biz.

Çizgi roman ile animasyon arasındaki dikkat çekici farklar nelerdir? Hangisi daha zor? Hangisi daha zevkli?

Bülent Üstün: Roman, okuyucuya ‘oku ve canlandır’ der. Okuyucudan görüntüyü bulmasını, sesleri canlandırmasını ister. Yani, tam katılım bekler. Çizgi roman kare kare ilerleyen bir şey. Sabit bir şey ile okuyanın kafasında canlandırması için yapılır. Burada bir hareket var. Bir şey bir yere gidiyor. Bir şey çarpıyor. Şimdi cam kırıldı. Araba arabaya vurdu ve camlar uçuşuyor. Dank sesi çıktı. Çizer kafasında canlandırıp okuyucu için görseller ve çizgiyle harmanlar. Okuyucudan bunların hareketli bir yaşam olduğunu, balonların içinde bir ses olduğunu hayal etmesi istenir. Başka bir deyişle okuyucunun katılımı beklenir. Ama çizgi film, ‘Sen kafanda canlandırmaya zahmet etme, ben senin için canlandırdım’ demektir. Seyirciye ‘Siz hiçbir şey düşünmeyin, ben sizin için hepsini yaptım. Oturun ve seyredin’ demektir. Bence çizgi roman daha zordur. Çünkü tek başına yapılıyor. Büyük bir özgürlüktür ama son derece acı bir yalnızlıktır. Animasyon ise bir ekip işidir. Kötü Kedi’nin filmi için yaklaşık yüzelli kişi beraber çalıştık. Ayrıca, çizgi roman daha eğlencelidir. Canımın istediğini çiziyorum.

Geleceğe yönelik ne gibi planlarınız var?

Bülent Üstün: Benim çizgi roman kitaplarım süreli yayınlarda yayınlanmış olan yapıtlarımın bir araya getirilmesiyle oluştu. Ağbim Cengiz Üstün ile bir grafik roman yapmayı planlıyoruz. Babamın yazdığı günlükleri bir çizgi romana çevireceğiz. İlk defa bir çizgi roman kitabı deneyeceğiz yani. Ne kadar sürede bitireceğimizi ben de merak ediyorum. Bunun dışında geleceğe yönelik başka bir planım yok. Çizmeyi sürdüreceğim. Kötü Kedi’nin çok sert bir öyküsünü çizmek istiyorum. Yani böyle, başımı belaya sokacak kadar sert birşey. Tacettin için bir film senaryosu yazdım. Ekonomik koşullar iyi gitmediği için şimdilik bekliyoruz. Animasyon işleri daha kolay yapılabilir duruma gelirse Şerafettin’in ikinci filmi Tacettin üzerine olacak.

Gençlere çizer olmayı önerir misiniz? Çizgi roman karikatür dünyası nasıl bir ortamdır?

Bülent Üstün: Çizer olmak önerilir mi bilmiyorum. Çünkü çok çileli bir şeydir. Tutku gerektirir ama tutku çile anlamına gelir zaten. Bu işlerin ana ortamı zihninizdir. İç dünyanızdır, hayal dünyanızdır. Sonra da onu ifade etme biçimidir. O ifadeyi de bir dergide mi yayınlarsınız bir çizgi roman kitabına mı çevirirsiniz… Yoksa tamamen internet ve sosyal medyada yayınlayıp insanların oradan okumasını mı istersiniz… Gerisi insanlarla paylaşma biçiminizin ortamına kalmıştır yani. Gençlere çizer olmalarını öneririm aslında. Yani içe dönük bir çocuksanız, insanların uzun uzun konuşmalarından sıkılıyorsanız, sorulara yanıt vermek yerine kitaplara dalıp gidiyorsanız, filmlerden çok zevk alıyorsanız, hayal kurmayı ve hayal dünyanızda yaşamayı seviyorsanız çizer olmanızı öneririm. Ama, dışa dönükseniz önermem. Çünkü dışa dönük bir insan için çok büyük bir eziyet olabilir bu iş. Çizgi romanın bir dünyası yoktur. Çizgi romancı genelde evinde çalışır ama karikatür dünyasında tabii ki bir gelenek var. Gırgır dergisinden beri… Dergiye gelinir, o gece sabahlanır. Hep beraber bir ortam oluşur. Biz de o ortamlarda büyüdük. Karikatür dünyası kolektiftir ama çizgi roman dünyası bireyseldir. Çizgi roman üretmek en az bir yıl alır. Hele animasyon… Kötü Kedi Şerafettin filmi neredeyse beş yıl falan sürdü. O, iyice deli işi.

Son olarak İndigo Dergisi okuyucularına neler söylemek istersiniz?

İndigo dergisi okuyucularına konuştuklarımızı okudukları için teşekkür ediyorum.

*****

Bülent Üstün ile konuşurken canayakın, sempatik ve enerjisi yüksek birisi olduğu hemen dikkatimi çekti. Kendisini dinledikçe son derece sıradışı bir insan ile karşı karşıya olduğunuzu kolayca anlayabiliyorsunuz. Konuşurken kullandığı vurgular ve seçtiği sözcükler ile diğer insanlardan çok farklı birisi olduğunu açıkça belli ediyor. Doğrusunu isterseniz, ‘Kötü Kedi Şerafettin’ gibi özel eserlerin iç dünyası diğer insanlardan farklılık gösteren ve sosyal olayları değişik bakış açılarıyla gözlemleyebilen insanlar tarafından üretilebileceğine inanmamdan dolayı bu duruma hiç şaşırmadım.

Uyku saatinden yemek aralarına kadar tüm yaşam düzenini mesleğinin gerektirdiği ortama göre belirliyor olması ne denli büyük bir adanmışlık ile çalıştığını gösterdi bana. Mesleğine duyduğu sevgi ve bağlılığı çok etkileyici bulduğumu eklemek isterim. Başarılı olmanın yollarını arayan gençler için Bülent Üstün çok iyi bir örnek bence. Önümüzdeki yıllarda çok başarılı çalışmalara imza atmaya devam ederek ülkemize kıvanç vermeyi sürdüreceğine yürekten inanıyorum.

https://indigodergisi.com/2022/05/kotu-kedi-serafettin-yaraticisi-bulent-ustun/

Yayın Ortamı: İndigo Dergisi

Yayın Tarihi: 03.05.2022

Paylaş:
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on telegram
Share on whatsapp
Share on email
2018, futbolu doyasıya yaşadığımız
World-Cup2-960x750
Yüzyılın en büyük futbolcusu